
3 Dakikada Dünya Turu
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan hükümetin kapanma krizi (shutdown), oldukça çalkantılı geçen bir haftayı geride bıraktı. Bu siyasi tıkanıklık, küresel piyasalarda büyük bir gerginliğe neden olurken, tüm gözler beklenmedik bir şekilde Bitcoin’in Tarihi Zirvesine (ATH) odaklandı.
Washington’daki bütçe anlaşmazlığı, sadece kamu hizmetlerinin aksamasına değil, aynı zamanda yatırımcı güveninin de sarsılmasına yol açtı. 750 binden fazla federal çalışanın zorunlu izne çıkarılması, ekonomik veri akışının kesintiye uğraması ve Fed’in manevra alanının daralması gibi faktörler, piyasayı derin bir belirsizlik ortamına sürükledi.

Washington bir kez daha siyasi bir kilitleme yaşadı. 1 Ekim’de başlayan federal hükümet kapanması ile ABD’de kamu hizmetlerinin büyük bir kısmı durdu, bu da yaklaşık 750 bin kamu çalışanının zorunlu ücretsiz izne (furlough) ayrılması anlamına geliyordu. Ancak bu seferki kapanmanın farkı, Beyaz Saray’ın bu durumu yalnızca geçici bir aksaklık olarak değil, kalıcı bir küçülme ve yeniden yapılanma aracı olarak ele almasıydı.
Başkan’ın sosyal medya paylaşımlarında açıkça belirttiği gibi, “gereksiz” görülen kurumların kalıcı olarak kapatılması ve bazı ajanslarda işten çıkarmaların sürekli hale gelmesi ihtimali bulunuyor. Ulaştırma ve enerji gibi kritik alanlardaki projelerin durdurululması ise siyasi bir baskı mekanizması olarak kullanılıyor.
Krizin temelinde yatan mesele, bütçe uzlaşmazlığı. Cumhuriyetçiler, hükümet harcamalarını 21 Kasım’a kadar sürdürecek “temiz” bir kısa vadeli fonlama paketini Kongre’den geçirmekte kararlı. Ancak Demokratlar, yıl sonunda süresi dolacak olan Affordable Care Act (ACA) kapsamındaki sağlık sigortası sübvansiyonlarının uzatılmasını zorunlu tutuyor.
Taraflar taviz vermemekte ısrarcı. Cumhuriyetçiler, Demokratları “halkın vergilerini sağlık yardımlarıyla çarçur etmekle” itham ederken; Demokratlar, Beyaz Saray’ı “milyonlarca Amerikalının sağlık güvencesini tehlikeye atmakla” suçluyor.
Kapanmanın ekonomik etkileri başlangıçta sınırlı görünse de, her geçen gün büyüyen bir risk taşıyor. Ernst & Young Parthenon’un başekonomisti Gregory Daco, bu durumun ABD ekonomisine haftalık 7 milyar dolar civarında üretim kaybına mal olabileceğini tahmin ediyor. Beyaz Saray’ın kendi iç hesaplamaları ise kaybın 15 milyar doları bulabileceğini öngörüyor.
Uzayan bir kapanma; kamu yatırımlarında gecikmeye, federal çalışanların alım gücünde düşüşe ve özel sektördeki talep zincirlerinin zayıflamasına yol açabilir. Unutmamak gerekir ki, 2018–2019’daki beş haftalık kapanma GSYİH’yi 11 milyar dolar kadar düşürmüştü ve mevcut senaryo daha yıkıcı olabilir.
Kapanmanın bir diğer kritik sonucu, veri akışının durmasıyla oluşan “bilgi körlüğü.” Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun aylık istihdam raporunu yayımlayamaması, hem finansal piyasaları hem de ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikalarını ciddi bir belirsizliğe itti.
Yatırımcılar yön bulmak için mecburen özel sektör verilerine yöneliyor. ADP’nin Eylül ayında özel istihdamda 32 bin kişilik düşüş bildirmesi, işgücü piyasasının hız kestiği sinyalini verirken; LinkedIn ve Indeed verileri de iş değiştirmelerin azaldığı ve işe alımların durgunlaştığı bir tabloyu destekliyor. Ancak bu özel göstergeler, resmi istatistiklerin yerini alamadığı için Fed’in “veriye dayalı” politikası sarsılıyor.
Tüm bu siyasi ve ekonomik baskıların ortasında, piyasa şimdilik temkinli bir sakinlik sergiliyor. ABD Hazine tahvilleri güvenli liman talebiyle hafifçe değerlenirken, hisse senedi endekslerindeki kayıplar sınırlı kaldı. Yine de analistler, birkaç haftayı aşacak bir kapanmanın sadece büyüme rakamlarını değil, ABD’nin kurumsal güvenilirliğini de aşındıracağı konusunda uyarıyor.
Sonuç olarak, ABD’nin bu “hükümet kapanması” krizi; kurumsal bağımsızlık, veri şeffaflığı ve ekonomik yönetişim açısından ciddi bir stres testidir. Ekonomi dirençli görünse de, siyasi çıkmaz bu dayanıklılığı her geçen gün daha da zorluyor.
Hükümet kapanmasının gölgesindeki ABD ekonomisi, yalnızca siyasi düğümün değil, içsel dinamiklerin de baskısını yoğun bir şekilde hissetmeye başladı. Federal bütçe görüşmelerinin tıkanması kamu harcamalarında aksamalara yol açarken, özel sektörün yatırım iştahını da gölgeledi. Bu zemin, zaten yavaşlama eğilimine giren üretim ve istihdam verileriyle birleşince ekonomide “sessiz bir soğuma” dönemi belirginleşti. Şirketler, talepteki belirsizlik nedeniyle işe alımları kısıtlama yoluna gidiyor; bu da istihdamdaki yavaşlamanın tüketici güvenine hızla yayılacağı anlamına geliyor.
Kapanma nedeniyle resmi işgücü piyasası verilerinin yayımlanmasındaki gecikme, ekonomik tabloyu daha da karmaşıklaştırıyor. ADP’nin Eylül ayı özel istihdam verilerinde 32 bin kişilik düşüş bildirmesi, iş gücü cephesindeki zayıflığın ilk somut teyidi oldu. Benzer şekilde, LinkedIn ve Indeed’den gelen veriler de işe alımların azaldığını ve çalışan hareketliliğinin (iş değiştirme oranının) düştüğünü gösteriyor.
Bu tablo, Cuma günü açıklanması beklenen tarım dışı istihdam verisine olan ilgiyi zirveye taşıdı. Piyasa beklentisi yaklaşık 140 bin kişilik ılımlı bir artış yönünde. Beklentinin altında gerçekleşecek bir veri, Fed’in faiz indirim sürecini destekleyerek piyasayı rahatlatabilir; ancak güçlü bir istihdam artışı, “daha uzun süre yüksek faiz” (higher for longer) tartışmasını yeniden alevlendirerek piyasayı baskılayabilir.
Para politikasının bu karmaşık ortamında, fiyatlar tarafında da yeni bir baskı hissediliyor. Trump yönetiminin genişlettiği tarifeler, ithal ürünlerde %5 ila %14 arasında fiyat artışlarına neden oldu. Şirketler, artan tedarik maliyetlerini tüketiciye yansıtmaya başladıkça, enflasyonda ikinci bir dalga endişesi ortaya çıkıyor. Mal enflasyonundaki bu yükseliş, kapanma nedeniyle askıya alınan kamu yatırımlarıyla birleşince hem arz hem de talep yönlü bir ekonomik sıkışma riskini büyütüyor.
Piyasalarda ise temkinli bir bekleme modu hakim. ABD Hazine tahvilleri güvenli liman arayışıyla sınırlı alıcı bulurken, hisse senetleri piyasasında işlem hacimlerinin düşüklüğü dikkat çekiyor. Analistler, kapanmanın birkaç haftayı aşması durumunda şirket bilançolarında “kredi daralması” etkisinin belirginleşebileceğini, bunun da genel ekonomik ivmeyi zayıflatacağını belirtiyor. Bu göstergelerin tümü, ABD ekonomisinin dirençli kalmasına rağmen, siyasi belirsizlikler, fiyat baskıları ve kritik istihdam verilerinin yarattığı risklerin gölgesinde yeni, zorlu bir döneme girdiğini teyit ediyor.

Çekya’dan gelen son seçim sonuçları, Avrupa’nın siyaset ve güvenlik dengelerini yeniden tartışmaya açtı. Andrej Babiš’in ANO partisi sandıktan birinci çıkarken, potansiyel bir ANO-SPD-Motorists koalisyonu senaryosu hem Ukrayna’ya mühimmat sağlama girişimini hem de Brüksel ile ilişkileri ciddi şekilde zorlayabilir. Babiš her ne kadar “NATO yanlısı, Avrupa yanlısı” söylemini korusa da; göçmen politikaları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve yaptırımlar gibi kritik konularda daha sert ve katı bir çizgi izlemesi bekleniyor. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Pavel’in hükümet kurma sürecindeki etkisi ve koalisyon görüşmeleri, Çekya’nın Avrupa sahnesindeki duruşunu belirleyecek kilit faktörler olacak.
Makroekonomik cephede ise Euro Bölgesi’nde enflasyonun seyri, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) kararlarını doğrudan etkiliyor. Eylül ayında manşet enflasyon %2,2’ye yükselirken, çekirdek enflasyon %2,3 ve hizmetler enflasyonu ise %3,2 seviyelerinde seyretti.
Bu tablo, ECB’nin “faiz indirimlerine ara verme” duruşunu güçlendiriyor. Faizlerin bir süre daha mevcut seviyesinde sabit kalması beklenirken, piyasa yeni bir indirim ihtimalini fiyatlamakta isteksiz davranıyor. Öte yandan, İngiltere Merkez Bankası’ndan (BoE) gelen sinyaller ise daha endişeli. BoE yetkilisi Sarah Breeden “tepe noktasının” yaklaşık %4 civarında olmasını beklerken, Catherine Mann enflasyon beklentilerinin hedefe sabitlenmesinde bir aşınma uyarısı yapıyor. Merkez bankalarının mesajı net: “Para politikasını fazla sıkarsanız işgücü piyasası, erken gevşetirseniz fiyatlar risk altına girer.”
Finansal istikrar konusu, Avrupa gündeminin merkezine doğru ilerliyor. ECB Başkanı Christine Lagarde, bankacılık dışı sektörlerin (hedge fonları, özel sermaye, sigorta ve kredi fonları) “daha karanlık köşelerine” düzenleme getirilmesi çağrısı yaparak, oyunu ticari bankalarla “eşitleme” hedefini vurguladı.
ECB Yönetim Kurulu üyesi Isabel Schnabel de gölge finans sektörünün bankacılık sistemine bulaşma kanallarının altını çizerek, “deregülasyon yorgunluğuna” karşı frene basılması gerektiğini belirtti. Bu düzenleyici katılık, ABD’deki daha gevşek eğilimlerle bir tezat oluşturuyor ve Avrupa’da risk priminin hesaplanma biçimini yeniden tanımlıyor. Artık riskin fiyatlandığı ana yer, geleneksel bankacılık sistemi değil, “bankacılık dışı” finans evreni oluyor.
Kredi piyasalarında ise dikkat çekici bir hareketlilik olarak Nordik bölgeye (Norveç, İsveç, Danimarka) bir akın yaşanıyor. Yüksek getirili finansal ihraçlar, bu ülkelerin hukuku altında rekor hızda gerçekleşiyor. Bunun nedeni açık: iştahlı yatırımcı talebi, daha “hafif dokunuşlu” (less stringent) belgeleme süreçleri ve geleneksel finans aracıların kaçındığı dosyalar için sunulan esneklik.
Bu esneklik, fonlamayı ucuzlatırken, yatırımcı korumasındaki zayıflıklar (Lebara ve Wow Air geçmişleri hala hafızalardayken) piyasa dalgasının ters dönmesi durumunda zararın büyümesine yol açabilir. Siyasi riskler (Çekya), yapışkan enflasyon bileşenleri (hizmetler) ve gölge finans üzerindeki artan düzenleme baskısı derinleşirken, Avrupa’da finansal riskin gerçek bedeli bankacılık dışı sistemde ortaya çıkacaktır.

LDP (Liberal Demokrat Parti) başkanlık yarışını kazanan Sanae Takaichi, parlamento oylamasıyla onaylandığı takdirde ülkenin ilk kadın başbakanı unvanını alacak. Takaichi, politikalarında Abenomics’e sadık kalan, göçmenlik politikalarında daha sıkı ve savunma harcamalarına açık bir çizgi izleyecek.
Ancak, LDP’nin iki mecliste de zayıflayan temsil gücü ve koalisyon ortağı Komeito ile yaşanan gerginlikler, yasa ve bütçe tasarılarının geçiş sürecinde pazarlık alanını genişletecek. Önümüzdeki on gün, olası destek arayışları ve hükümetin icraat önceliklerinin belirlenmesi ile geçecek kritik bir dönem olacak.
Ekonomi ve piyasalar açısından belirsizlik, iki ana kanal üzerinden yayılıyor:
Seçim öncesi anketlerin Koizumi lehine işaret ettiği bir ortamdan çıkan bu sonuç, piyasalarda “önce temkinli ol” tepkisine neden oldu. Analistler, özellikle uzun vadeli tahvil getirilerinde yukarı yönlü bir eğilimin beklendiğini dile getiriyor.
Siyasi istikrarın hemen sağlanması zor görünüyor. LDP tabanındaki sertleşen söylemler, merkez seçmende bir yorgunluk yaratırken; Takaichi’nin “çalışma odaklı” mesajları, sendikalar ve işgücü piyasası reformları açısından yeni ve zorlu tartışmaların fitilini ateşleyecektir.
Kısa vadede öncelikler; bütçenin geçirilmesi, hanehalkı reel gelirlerinin desteklenmesi ve ücret-fiyat sarmalının ikinci tur etkilerinin sınırlandırılması olacak. Orta vadede ise “Abe mirasına” dönüş sözü, ülkenin verimlilik artışı ve yeniden sanayileşme gündemiyle ne kadar uyumlu olabileceği konusunda sınanacak.
Takaichi dönemi, Japonya’nın uzun süredir içinde bulunduğu “düşük büyüme–düşük enflasyon” rejiminden kalıcı bir çıkış yapabilmesi için hem önemli bir fırsat hem de ciddi riskler taşıyor.
Kamu rolünün artırılması ve güvenlik harcamalarının yükseltilmesi iç talebi destekleyebilir; ancak finansman maliyetleri artar ve dış ticaret sürtünmeleri büyürse, elde edilen ekonomik kazanımlar hızla eriyebilir. Bu nedenle piyasalar, “gösterge adımları” yakından bekliyor: Yeni koalisyonun mimarisi, ilk bütçe iskeleti ve ABD ziyaretinde verilecek kritik mesajlar, Japonya’nın gelecekteki yönünü belirleyecek anahtar faktörler olacaktır.

Küresel piyasalardaki karmaşaya rağmen, Bitcoin (BTC) önemli bir başarıya imza attı. Haftaya 111.000‘li seviyelerde başlayan lider kripto para birimi, hafta kapanmadan Tarihi Zirvesini (ATH) aşarak 125.800 seviyelerine kadar tırmandı.
Şu an itibarıyla fiyat hareketi, önceki ATH seviyesinin üzerinde devam ediyor. Ancak, yükseliş trendinin sürdürülebilirliği için haftalık kapanışın bu kritik seviyenin üzerinde gerçekleşmesi büyük önem taşıyor.
Bu teknik sıçrama, geleneksel finans sistemindeki siyasi ve ekonomik belirsizliklerin, yatırımcıyı güvenli ve merkeziyetsiz dijital varlıklara yönlendirdiğinin en somut kanıtıdır.

Bull-Bear Market Cycle Indicator, Bitcoin yatırımcılarının döngüsel piyasa eğilimlerini ve momentumunu okumak için kullandığı önemli bir metriktir. Bu gösterge, piyasanın kar/zarar durumunu yansıtan P&L Endeksi ile 365 günlük uzun vadeli hareketli ortalama arasındaki farkı baz alarak piyasanın hangi aşamada olduğunu netleştirir.
Bu ayrım, yatırımcıların mevcut kâr/zarar dinamiklerini ve piyasa momentumunu doğru yorumlayabilmesi açısından hayati öneme sahiptir.
24 Ağustos – 1 Ekim döneminde, indikatör ne yazık ki ayı bölgesinde kalmaya devam ederek negatif bir görünüm sergiliyordu. Ancak, 2 Ekim’de fiyatın 119,3 bin dolara yükselmesiyle birlikte bu metrik aniden pozitife döndü.
Bu dönüş, piyasanın yeniden boğa eğilimine geçtiğinin teknik onayı oldu. Bu kırılım sadece kısa vadeli bir toparlanma değil, aynı zamanda 125 bin seviyesinin aşılmasıyla birlikte yeni bir tüm zamanların zirvesine (ATH) doğru güçlü bir yürüyüşün de ilk sinyallerini verdi.
Bu kritik gelişme, yatırımcıların kârlılık tarafında yeniden ivme kazandığını ve piyasa momentumunun kuvvetli bir şekilde geri döndüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.

Son analiz parçanız, teknik göstergelerle makalenizi sonlandırıyor. Bu kısmı da özgünleştirerek ekliyorum:
Bitcoin’in kısa vadeli yatırımcılarının (Short-Term Holder – STH) mevcut kâr/zarar durumunu ölçmek için kullanılan gelişmiş bir metrik olan STH MVRV Fiyatlama Bantları (Pricing Bands), piyasanın hangi aşamada olduğunu gösterir. MVRV (Piyasa Değeri/Gerçekleşen Değer) oranı, fiyatın maliyete göre ne kadar yüksek ya da düşük olduğunu yansıtır. Bu bantlar, gerçekleşen fiyatın (sarı çizgi) etrafına eklenen ±1σ ve ±2σ standart sapmalarla oluşturulur.
Grafikte kritik bir seviyeyi temsil eden kırmızı çizgi, yani +1σ bandı, şu anda yaklaşık $133 bin dolar seviyesinde bulunuyor. Bu seviyenin geçmiş döngülerdeki rolü büyüktür:
Ancak, Şubat 2024’te farklı bir senaryo yaşandı. Fiyat, bu eşiği kararlılıkla aşarak hızla ivmelenmiş ve parabolik bir şekilde +2σ sapmasına kadar yükselmişti.
Bu tarihsel örnek bize gösteriyor ki, $133 bin seviyesi sadece kritik bir direnç olmakla kalmıyor, aynı zamanda kırıldığı anda piyasanın yeni bir momentum evresine geçiş yapabileceğini ve potansiyel bir zirve koşusunu tetikleyebileceğini gösteriyor.